Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yokuş

yeri geldiğinde, bilindik bir sese kulak kesilecek, yeri-göğü ağlayacağız. yarını yok bir bulut gibi bütün dertlerimizi dökeceğiz. yaslayıp kafamızı, dertsiz, tasasız mor leylakların dibine, türkülerimizle, kardeşçe yarınlara bir inançla... yarınlara bir selamla… birer karanfil düşecek avuçlarımıza böylece. sana, senin için, içten bir yemin daha; alacak gövdemizi güneş, alacak filinta bir güneş, yarınlara çıkaracak bizleri. nasırlı ellerine inandığımız bir işçi, yumuşacık, dokunacak hayallerimize ve kirine, pasına aldandığımız elleri, tutacak ellerimizden, tutacak, alacakaranlığında, masmavi sahillere çıkaracak bizleri. çığlıklarını bastıracak dünyanın, can havlini yaşatacak bizlere bir güdümlü iç çekişin. sana, senin için, içten bir yemindir işte bu; bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı hatırlatacak, yokuşlara sevdalı bir papatya. yeminli birer ağız gibi susacağız elbette, bilindik bir hayatın gerçeğiyle. özüne kavuşmak...

iç içe

yüzümü saklamaya yetmiyor artık ellerim. yüzüme artık güneşler inanmaz. bir duvar örmekteyim, yüreğime. penceresiz ve soğuk bir duvarı, içerisinde titreşerek sönmeye razı olduğum bir duvarı. olanlardan memnun kalmaya razıyız, her koşulda yaşamak için, hayallere, tercih etmiştik hem, kanımızın akmasını sevişmelere tercih etmiştik karnımızın doymasını. yalnız yağmurlar yağıyor şimdi avuçlarımıza. hiç dinmeyecek fırtınalar. dinmeyecek yarınlarda. değmiyor artık eller, dokunmuyor artık gözler yankılar olacağı uçurumlara. vedaları hep kırık bir buse olmuştur sevdaların, vedaları soyut bir kapı eşiğinde, dönmeyecek bir mektepliye. tırnak sökerek ayrılmıyorsa sevdalar veya rüyaları bölünerek dökmüyorsa gözleri, bir alev parçasına, iç içe yaşamasının da bir anlamı, hep hoşça kal yarınlarına denk düşüyor.