Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

sür-dünya veya modern kayıplar

ı. görüyorsun çirkinliğimi Pablo. kanatsız bir melek daha ne kadar çirkin olabilir ki? hayır, ağlayacak, karanlığa yüz tutacak değilim. görüyorsun çirkinliğimi Pablo. saklayacak değilim çirkinliğimi bir daha, hem saklar mı çınar gölgesini? söylesene; yaşıyorsam bu hayatı içimde bir umutla elbet, böyle sürecek değil ya bu şeyy. hani şey, adını bulamadığımız şey işte o şey Pablo, soyut bir acı gibi derimi soyan şey. yüzümün ortalık yerine orta çağdan birer çizik daha atacak değilim. darılacak değilim modern kayıplarıma. bir liman kenti bulamıyorsam kendimi uzaklaştıracak. neyleyim, bir miçosu da ben olurum bu şehrin, yüzmeyi beceremeyen tayfası. kıyılarına bir gün varırım elbet, kalabalıktan sıyrılıp. rüzgârı saklar mısın? benim için, Pablo. o gün için. o gece için Pablo. sesi, yağmuru, çiğdemi ve düğümü özellikle doğarken attığımız düğümü. saklar mısın? benim için Pablo. ulu göklerinde ve izbe köşe-bucağında. o eflatun geceye varırken hani. bekler misin? benim için Pablo. duv...

neuro-dramatic

sussak, içimiz; birer günbatımı ülkesi ve nasıl yaşarsak yaşayalım, sonunda sevgi yetmiyor. gelgelelim bir sonu yok kalbimdeki hicranın. gecenin de sağır kuyular gibi kan kusması elzemdir bence. suskunluğa açan her süsen, çığlıklarını yırtmalı. doğru değil bu susmak çağı. kabullenmeli ve soğumalı artık öpüşlerimiz, iki dudak gibi kavuşunca durmalı, dağlar gibi ve aniden yıkılmamalı, omuzlarım. söylenmemiş sözler gibi esrarengiz tesirler, bırakmamalı ter damlaları. yalan bu, bu çağın yıllarını damıtıyor damarlarında. türlü yolların çıktığı türlü gerçekler bu. kırık ve yarım gerçekler. şeker çiçekleri de, sömestr çocukları kadar, kardan adam yapmayı severdi, sömestr çocuklarının kırık getirmeleri elzemdir bence. manastırlar kadar yalnızız. doğru değil bu, bu Sibirya’yı biz peyda etmedik. anlıksa unutmak, hatırlamamak içinse yazı, silmek içinse tarih işte gökten indiğinde tanrı. tanıyamazdım. yalan bu, onu; kendim gibi biliyorum. göğün ayması, korkutur ...

cümle için yazıt

öyleyse niye bu gitmeler, nereye? daha çok sevmek, terk etmek içinse bu neşesi çekilmiş günler niye? havaysa işte çarşaf gibi gök. işte pamuk gündelikçileri işte umut, işte fırsat. daha çok sevmek, doğuruyorsa nefreti niye ağrısı peşinen çekilmiş bu ölüm hevenkleri? karışır mı ömrüm seslere resimlerde kalır mı yüzüm yarınıma bir baht? ateş yakmaya yetmiyorsa eti lekelemek niye? söylenmiyorsa öyle içten, elem, keder niye? şarkıysa işte deryalar renkse işte çiçek, börtü-böcek işte soyut, işte saydam. neşe sergen, biraz neşe.

ödeşme

babamın uzaktan gülümsediği fotoğraflarda bulutlarımı dağıtan fırtınalara tanıktım, yıldızları gökten, bir diş ağrısıyla söken, sıska gangsterler gibi küfürler tüküren yeryüzüne. babamın uzaktan gülümsediği fotoğraflarda, müspet yangınlarını, ben peyda ettim. -YARININI DÜŞÜN BİR KERE- hiç yatağından jilet gibi bir sigara çektin mi? sonra küçümser ateşiyle Lucifer’ın. bir keresinde göğü tırmalamıştım, sokak kedileriyle. ondandır, göğün yüzü benden yana dönmüyor. eski bir fotoğraf kadar eski, kolumda diş izleri, dursun diye zaman, zamane uğraşlarım. babamın uzaktan gülümsediği fotoğraflarda, minnetin sunağından ellerime, buladım mürekkebi. bre bismillah. sonradan ve birden hava bozdu, sirenler kesildi. deniz yükseldi, vapurlar çoktan terk etti kıyılarını, yalnız. bir başına yapayalnız, bırakıp. babamın uzaktan gülümsediği fotoğraflarda, ömrümü ilk defa lekeledim, bir daha dönemem.