Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yılın son günü, mutlu yıllar anne

“bütün sigaralarımı dağıttım İstedim ki şu, yeni yıl seremonisi bitsin. istedim ki ıstıraplar çekmeyeyim artık. yılın son günü, mutlu yıllar anne.” ı. hangisi senin çocuğun, değildi anne? söyle hangisi, en çok onunla, paylaşmam şekerimi en çok onu sevmem. hangisiydi? oyuncaklarımı en çok hangisi kırdı anne? söyle onunla bir daha konuşmam. ıı. anne beni biraz sever misin? yatırır mısın göğsüne bir daha. bir şeyler söyler misin? anne bir şeyler. söz seni ninnilerdeki anneler gibi düşleyeceğim. anne bugün yazmayı söktüm. onur madalyalarım, kurdelem anlatamadığım çocukluğum ceplerimdeyken, kulaktan kulağa, hep yanlış, bu da ilk yazdığım cümlem -kadar yalan cümlem; -anne beni biraz daha doğurmaz mısın? ııı. gece yıllardır gider-gelir acılarımı çiğneyip çiğneyip tükürür. anne beni ıstıraplı gecelerde bırakıp, kim gidiyor kundağımda bir notla. -dokunmayın ona, o benim çocuğum değil. söyle ona anne, n’olursun söyle beni...

caddeler

dilimin ucundaydı, aklımdaydı acının tarifi; ama şimdi yerini bulamıyor, eflatuna dönünce caddeler. misal caddelerde görseydim, yüzündeki doğum lekesinden gözlerindeki acıdan       tanırdım kendimi, tanırdım eğer görseydim caddelerde. ama akşam oldu, eflatuna döndü caddeler. kediler kaçıştı evlerine, hüznü toplayıp fahişeler çekip gittiler. eflatun çöktü caddelere sarmaş dolaş sevgililer salana salana sarhoşlar gibi küfelik. çekildiler yataklarına sevişmek vaktinin kurulu alarmları zangır zangır dönüyor yataklarının baş ucunda. ihtiyarın biriydi, omuzuma ilişince eli ölümün sekmeyen düzeniydi. eflatunun çöktüğü caddelerde ölümün bir adı vardır bu caddelerde. beni bulamazsın buralarda vakitli, herkes gibi olmayacak sonum Ferda.

ölüm denemeleri

çok sevmenin de yararı yokmuş kırılarak kaybolmuyor heves. acıymış tadı. “acıların afilisini yaşadım.” yorulduğumun kanıtıdır bu. gözlerim katranla dolu bir kapatsam uykuların âlâsını uyuyacağım. bir kapatsam rüyalarımda yine öleceğim. bir yola baksam bakmasam yol alır gözümü çekip gitmem fakat yanında olduğumu katiyen anlayamazsın. midemdeki kelimeleri bir kussam dilim kesikler içinde kalısa bu acı rahata çıkmayacak katiyen çıkmayacak.   o şarkıları çok dinledim hiçbir şey değişmedi. o şarkıları dinlemenin de yararı yokmuş sana, bana yokmuş. önümüzdeki haziran o sahile yeniden gideceğim. temmuz ortalarında yine öleceğim taş olma yoluma gideceğim diyorum. yollarımı kapatmazsa çiçekler eğer kapatmazsa çiçekler, katiyen gideceğim. uzanacağım ölüler gibi uyuyacağım uyursam, uykuların âlâsını uyuyacağım. yıldızları gökten sökeceğim gökten dolduracağım ceplerime denize tüküreceğim balıklar yüzüme tükürecek. bu haziran ...

bir gece

Ferda, sen hani Feridun’la gidecektin gidecektin, bir daha dönmeyecektin. ben o akşam, işte o sahile oturdum ihtiyarın biri sigaralarımı içti, yalnızlığımı içtim ben. yıldızlar canımı okudu, deniz köpürdü balıkçılar cesedimi denizden çekti. Ferda, sen hani Feridun’la gidecektin gidecektin, bir daha dönmeyecektin . yeminler etmiştin imkansızdı. işte ben o akşam, cami avlularında yüzünde ki seni tanıyan birilerini beni tanıyan birilerini aradım.   bütün bir şehri yürüdüm. bu caddelerde kimseler yavaş yürümez, kimseler burada yalnız ölmezmiş ya Ferda. Ferda, sen hani Feridun’la gidecektin gidecektin bir daha asla dönmeyecektin. sen hani bir daha asla. sana kimseler mavi şiirler yazmamış Ferda, ömrünce sana kimseler asla. Ferda, sen hani Feridun’la gidecektin gidecektin, hani bir daha katiyen dönmeyecektin. benim dokunduğum kadınlar kırılır. Ferda, benim dokunduğum kadınlar Camdandılar, hep şeffaftılar. Ferda sen hani Feridun’la gi...

sessiz

“yüreğimde çürüyüp giden aşk, ey aşk! dargınım sana; sessizce yitişine.” ı. aydan bir parça yüzün bin parça hüznüm. parıldayan tarihin, tozlu. karanfilli dudağından bir başka İsa, küçük bir İsa gibi çağ açıp kapamaya yetiyor. çağdır bu kapanır açılır sana hiç değmez. ıı. bu gece. n’olursun bu gece. yeni bir yüzle bakma bana, dokunmadan kirletme yüzümü . yangın olunacaksa, al sana işte el sürülmemiş bir gece daha.

baraka

“ateş” papatyaları söktüm kalbimden ellerimle. kanayarak avuç içlerim yarına biliyorum artık ağlayarak bir yerlere varılmıyor. “duvar” kelebekleri kafeslerinden ayırıp dünyayla; kavuşturdum ellerim titreyerek. Öğrendim ki; ağlayınca acının bıraktığı kekremsi tat geçmiyor. “pencere” yüzünde kış vakti kuş göçümü hüznü, acı ve telaş. öğrenilmiş bir yara. ağlayarak azalıyorsun… “misafir” sırasız günün yorgunluğu yüzünde; yok kaygın, geçmişten kalan, ne olacaksa olmuş artık yaşamak, beklemekten öte değil

fırtına

diyordum ki babam; yaşlanıyor anılarım, saçlarım titrek bir elin yazdığı şiirler gibiyim her pürüzde daha da eğiliyor omurgam. yaşlıca anılar uzaklaşıyor benden, sürekli. kaçışarak, can havliyle… tutamıyorum artık verdiğim sözleri birkaç söz ve değerini yitiren ben. diyordum ki babam; papatyalarım da artık eskisi gibi değiller. canlı ve sevecen ve dik ve hevesli bir çocuk gibi güneşe uzanacak dermanı bulamıyorlar, ve ben ayaklarına kapanmak için geç kalmışım. bu fırtınadan arda kaldıysa babam ismin kaldı bir koca gövdeli kavaklar gibi heybetli. diyordum ki babam; korkmuyorum artık, karanlıktan perdeyi aralayan rüzgârdan korkmuyorum artık, gece yarıları zamansız telefonlardan. bitmeyen aile ziyaretlerinden. korkmuyorum artık, ölülerden ölümden.

ölünce deniz

yıkılır kavak ve babam kapıdan çıkıp gider. fırtınalar hep üst üste gelir. bir kere döndün mü? hep dönersin aynı yere. babam dönmüyor. ölünce deniz kumdan kaleler değil mezar yapar çocuklar. babam öldüğünde, isimsiz bir mezar gibi kimsesiz kalacağım. kavak devrilir ve rüzgârlar seni hep yıpratır. ve cehennem ve yağmur ve dışarıda fena halde sefaletiyle, ölünce deniz bir daha.

yollara

dağılıyor havada, duman patikada keçi izi. dağılıyorum, insan sokaklarında yapma bozma tavırlarla. öldüğümde biliyorum acılar çekmemiş olacağım. öldüğümde, artık ardıma kalmayacağım. boğuluyor, suda balık pusta çiğdem. boğuluyorum göz odağında herkesin çırpınarak, tepinerek, kendimce. bitecek, biliyorum bir gün gelecek asaletini de alıp yollara düşeceğim.