Ana içeriğe atla

neuro-dramatic


sussak, içimiz; birer günbatımı ülkesi
ve nasıl yaşarsak yaşayalım, sonunda sevgi yetmiyor.


gelgelelim bir sonu yok kalbimdeki hicranın.
gecenin de
sağır kuyular gibi kan kusması elzemdir bence.
suskunluğa açan her süsen,
çığlıklarını yırtmalı. doğru değil bu
susmak çağı.
kabullenmeli ve soğumalı artık öpüşlerimiz,
iki dudak gibi
kavuşunca durmalı, dağlar gibi ve
aniden yıkılmamalı, omuzlarım.
söylenmemiş sözler gibi esrarengiz tesirler,
bırakmamalı ter damlaları. yalan bu, bu
çağın yıllarını damıtıyor damarlarında.
türlü yolların çıktığı türlü gerçekler bu.
kırık ve yarım gerçekler. şeker çiçekleri de,
sömestr çocukları kadar, kardan adam yapmayı severdi,
sömestr çocuklarının kırık getirmeleri elzemdir bence.
manastırlar kadar yalnızız. doğru değil bu,
bu Sibirya’yı biz peyda etmedik.


anlıksa unutmak, hatırlamamak içinse
yazı, silmek içinse tarih
işte gökten indiğinde tanrı.
tanıyamazdım. yalan bu,
onu; kendim gibi biliyorum.




göğün ayması, korkutur mu yeşili?
ve yanılsamalı yeşilin ağışını sever miydi papatyalar?
sömestr çocuklarının yağmurlar getirmesi elzemdir bence.

çarmıha gerilen İsa kadar yalnızım
ya da kuyudaki Yusuf kadar, yalnız değilimdir,
bilmiyorum. doğru değil bu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yokuş

yeri geldiğinde, bilindik bir sese kulak kesilecek, yeri-göğü ağlayacağız. yarını yok bir bulut gibi bütün dertlerimizi dökeceğiz. yaslayıp kafamızı, dertsiz, tasasız mor leylakların dibine, türkülerimizle, kardeşçe yarınlara bir inançla... yarınlara bir selamla… birer karanfil düşecek avuçlarımıza böylece. sana, senin için, içten bir yemin daha; alacak gövdemizi güneş, alacak filinta bir güneş, yarınlara çıkaracak bizleri. nasırlı ellerine inandığımız bir işçi, yumuşacık, dokunacak hayallerimize ve kirine, pasına aldandığımız elleri, tutacak ellerimizden, tutacak, alacakaranlığında, masmavi sahillere çıkaracak bizleri. çığlıklarını bastıracak dünyanın, can havlini yaşatacak bizlere bir güdümlü iç çekişin. sana, senin için, içten bir yemindir işte bu; bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı hatırlatacak, yokuşlara sevdalı bir papatya. yeminli birer ağız gibi susacağız elbette, bilindik bir hayatın gerçeğiyle. özüne kavuşmak...

istasyonda yalnız bir yolcu

ı.  unutmayayım diye avucuma karalıyorum acı hatıraları. ve yıkılsın diye duvarlarım, sokakların heyecanını dolduruyorum ceplerime. çoğul yalnızlıklardan uzak olacağıma, ey kara geceler; siz tanıksınız. şimdi, yangınlarda pişmiş bir sunağa varışım, dünya yalnızlığımın, kişisel bir eylemi. ıı. çoğalıyor aynalarda yüzüm. aynalar ki; rastgele manzaralar getirir seyrime. ellerim durmadan bir şiiri yazıyor. bir şiiri görüyor gözüm, manzarası aynı şiiri. gece olsun, gündüz olsun, fark etmiyor. ben, istasyonda yanlış bir yolcu, bekleyeni yok, yalnız bir yolcu.

dünyanın orta yerinde

                          ı. bir borç gibi kalır omuzlarımda, sonrasına gitmelerin yükü, sancılı bir tebessümle. tutuşmuş bir kalbi, nasıl öper insan. öper gibi başka dudakları. ıı. hep akşam üzeri oluyor gözlerin. bütün aşkları hükmen mağlup kılıyor ilk terkin, bu hüznü. sınırını aşan her sevgi genele tabidir, bu yüzden, tutuşunca ya hep beraber tutuşmalı ya da susulmalı göz göze. ııı. bütün yanlış yollar bana çıkıyor sanırdım. doğrusunu bulamadığım her sözcük senin saydım. artık gece, sana eş. birazda buna kalksın her kadehimiz. gör beni diye,  çivileyemem acılarımı çarmıha. ıv. dünyanın orta yerinde biz. bir teselli bulalım şimdi, mucizelerden uzak. kimselere dokunmasın. bir nehre rengimizi verelim, kendimize kavgalar uyduralım. kendimize kırgınlıklar ve gerçekler yaşayıp unutuluşlar. v. benim artık güzel bir yalanım var. parçalanmış bir kalbin yalanı da doğrusu da birdir. uzadıkça vedalar, uzuyor yalanlar sonr...