Ana içeriğe atla

karanlığa


sekiz gece aynı karanlığı paylaştık,
dokuzuncu gece bir kadeh şaraba sattı ruhunu, o
bir kadeh şaraba doğradı bileklerini, düşünmeden.
sabahı görebilseydik, belki
berrak bir gökyüzü çalardım,
onun için; ondan.
dayanamadı dediler karanlığa,
ilkin,
karanlığın farkında değildi birçoğu.
karanlıktan da olmayabilir dediler,
zamanla.
karanlığın gayet içerisindeydi birçoğu.

sekiz gece aynı karanlığı paylaştık,
sesimiz çıkmadı, sustuk bazen,
bazen mırıldandık birkaç hece
ve çoğu kez değdi yaşadığımıza
bir soluk özgürlük.
uyurluğumuz birdi, uyanıklığımız.
ve diyebilirdim ki ben, kesseydiniz kanımızı,
bir akacaktı, tufanlara gebe damarlarımızdan.
ve belki şimdi uzanıp karanlığa, isimler karalıyor olacaktık,
birer yılmayan hatıra uğruna.



sekiz gece ismimizi tekrarladık.
birkaç kağıt parçasına tarihler karaladık.
şimdi yaşanıyor günler didik,
şimdi yaşanıyor aslolan.

sekiz gece aynı karanlığı paylaştık,
dokuzuncu gece bir kadeh şaraba sattı ruhunu, o
ben gözyaşları biriktirdim avuçlarıma.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yokuş

yeri geldiğinde, bilindik bir sese kulak kesilecek, yeri-göğü ağlayacağız. yarını yok bir bulut gibi bütün dertlerimizi dökeceğiz. yaslayıp kafamızı, dertsiz, tasasız mor leylakların dibine, türkülerimizle, kardeşçe yarınlara bir inançla... yarınlara bir selamla… birer karanfil düşecek avuçlarımıza böylece. sana, senin için, içten bir yemin daha; alacak gövdemizi güneş, alacak filinta bir güneş, yarınlara çıkaracak bizleri. nasırlı ellerine inandığımız bir işçi, yumuşacık, dokunacak hayallerimize ve kirine, pasına aldandığımız elleri, tutacak ellerimizden, tutacak, alacakaranlığında, masmavi sahillere çıkaracak bizleri. çığlıklarını bastıracak dünyanın, can havlini yaşatacak bizlere bir güdümlü iç çekişin. sana, senin için, içten bir yemindir işte bu; bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı hatırlatacak, yokuşlara sevdalı bir papatya. yeminli birer ağız gibi susacağız elbette, bilindik bir hayatın gerçeğiyle. özüne kavuşmak...

istasyonda yalnız bir yolcu

ı.  unutmayayım diye avucuma karalıyorum acı hatıraları. ve yıkılsın diye duvarlarım, sokakların heyecanını dolduruyorum ceplerime. çoğul yalnızlıklardan uzak olacağıma, ey kara geceler; siz tanıksınız. şimdi, yangınlarda pişmiş bir sunağa varışım, dünya yalnızlığımın, kişisel bir eylemi. ıı. çoğalıyor aynalarda yüzüm. aynalar ki; rastgele manzaralar getirir seyrime. ellerim durmadan bir şiiri yazıyor. bir şiiri görüyor gözüm, manzarası aynı şiiri. gece olsun, gündüz olsun, fark etmiyor. ben, istasyonda yanlış bir yolcu, bekleyeni yok, yalnız bir yolcu.

dünyanın orta yerinde

                          ı. bir borç gibi kalır omuzlarımda, sonrasına gitmelerin yükü, sancılı bir tebessümle. tutuşmuş bir kalbi, nasıl öper insan. öper gibi başka dudakları. ıı. hep akşam üzeri oluyor gözlerin. bütün aşkları hükmen mağlup kılıyor ilk terkin, bu hüznü. sınırını aşan her sevgi genele tabidir, bu yüzden, tutuşunca ya hep beraber tutuşmalı ya da susulmalı göz göze. ııı. bütün yanlış yollar bana çıkıyor sanırdım. doğrusunu bulamadığım her sözcük senin saydım. artık gece, sana eş. birazda buna kalksın her kadehimiz. gör beni diye,  çivileyemem acılarımı çarmıha. ıv. dünyanın orta yerinde biz. bir teselli bulalım şimdi, mucizelerden uzak. kimselere dokunmasın. bir nehre rengimizi verelim, kendimize kavgalar uyduralım. kendimize kırgınlıklar ve gerçekler yaşayıp unutuluşlar. v. benim artık güzel bir yalanım var. parçalanmış bir kalbin yalanı da doğrusu da birdir. uzadıkça vedalar, uzuyor yalanlar sonr...