Ana içeriğe atla

seher

 



sen

güzel hatırlanalım bakışı bu,

hatırlanalım yeter bakışı bu.

bilirim, görürüm.

ben bütün bu ayrılıklara

tanık olmuş,

bir tren garında

zamana yenik düşmüş

ve aynı zamanda savaşmayı unutmuş

kocaman bir saatim.

tavandan sarkar

ve aniden girerim hayatlara

ben lekeli,

ben fotoğraflara sığmayanım.

her şeyim ve her yerim.

kaçsan benden bu seherde,

kaçsan bunca kalabalıktan,

bunca kalabalıktan kendimi çeker çıkarırım.


ben

ben seni seviyorum deyince

bütün silahların patlayası tutuyor.

ben seni seviyorum dersem eğer

dişleri gıcırdayan bir saat aniden duruveriyor.

hissediyorum,

kanım

sana doğru…

kanım sızıyor.

ve evet, binlerce kez evet

benim, bizim dağlarımızdan,

karımız erimez.

gördüğüm boranlardan kolye yapıp,

koynumda saklarım ben.

değişse de tarih,

sözlüklerde hep mutsuzluğun karşılığıyım

hadi sarıl bana.


biz

sana suyun rengi şeffaf

bana kan kırmızı akıyor denizin bu kıyısında.

sen şehrin öbür ucundan bağırırsın

ahımız sana dağ yankısı, ulaşmıyor.

 

biz nasıl ağlamaklı bir an,

siz boğmaya uzanan bir çift el.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yokuş

yeri geldiğinde, bilindik bir sese kulak kesilecek, yeri-göğü ağlayacağız. yarını yok bir bulut gibi bütün dertlerimizi dökeceğiz. yaslayıp kafamızı, dertsiz, tasasız mor leylakların dibine, türkülerimizle, kardeşçe yarınlara bir inançla... yarınlara bir selamla… birer karanfil düşecek avuçlarımıza böylece. sana, senin için, içten bir yemin daha; alacak gövdemizi güneş, alacak filinta bir güneş, yarınlara çıkaracak bizleri. nasırlı ellerine inandığımız bir işçi, yumuşacık, dokunacak hayallerimize ve kirine, pasına aldandığımız elleri, tutacak ellerimizden, tutacak, alacakaranlığında, masmavi sahillere çıkaracak bizleri. çığlıklarını bastıracak dünyanın, can havlini yaşatacak bizlere bir güdümlü iç çekişin. sana, senin için, içten bir yemindir işte bu; bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı hatırlatacak, yokuşlara sevdalı bir papatya. yeminli birer ağız gibi susacağız elbette, bilindik bir hayatın gerçeğiyle. özüne kavuşmak...

istasyonda yalnız bir yolcu

ı.  unutmayayım diye avucuma karalıyorum acı hatıraları. ve yıkılsın diye duvarlarım, sokakların heyecanını dolduruyorum ceplerime. çoğul yalnızlıklardan uzak olacağıma, ey kara geceler; siz tanıksınız. şimdi, yangınlarda pişmiş bir sunağa varışım, dünya yalnızlığımın, kişisel bir eylemi. ıı. çoğalıyor aynalarda yüzüm. aynalar ki; rastgele manzaralar getirir seyrime. ellerim durmadan bir şiiri yazıyor. bir şiiri görüyor gözüm, manzarası aynı şiiri. gece olsun, gündüz olsun, fark etmiyor. ben, istasyonda yanlış bir yolcu, bekleyeni yok, yalnız bir yolcu.

dünyanın orta yerinde

                          ı. bir borç gibi kalır omuzlarımda, sonrasına gitmelerin yükü, sancılı bir tebessümle. tutuşmuş bir kalbi, nasıl öper insan. öper gibi başka dudakları. ıı. hep akşam üzeri oluyor gözlerin. bütün aşkları hükmen mağlup kılıyor ilk terkin, bu hüznü. sınırını aşan her sevgi genele tabidir, bu yüzden, tutuşunca ya hep beraber tutuşmalı ya da susulmalı göz göze. ııı. bütün yanlış yollar bana çıkıyor sanırdım. doğrusunu bulamadığım her sözcük senin saydım. artık gece, sana eş. birazda buna kalksın her kadehimiz. gör beni diye,  çivileyemem acılarımı çarmıha. ıv. dünyanın orta yerinde biz. bir teselli bulalım şimdi, mucizelerden uzak. kimselere dokunmasın. bir nehre rengimizi verelim, kendimize kavgalar uyduralım. kendimize kırgınlıklar ve gerçekler yaşayıp unutuluşlar. v. benim artık güzel bir yalanım var. parçalanmış bir kalbin yalanı da doğrusu da birdir. uzadıkça vedalar, uzuyor yalanlar sonr...