Ana içeriğe atla

ihtimaller


her sözcük birazda ölüme inat doğuyor.
her sözcük devasa birer çığlığa dönüşüyor kulaklarımda.
duymak istemiyorum inatla.
bunu, bunu, bunu ve bunu yapma diye işaretliyor
göğüs hizamda bir el,
önüne bak sergen diyor bir çift göz, önüne bak sergen
her kalp buruktur sürekli senden taraf.
bir gün olacak, her şey bitecek, bittiği yerde olacağım.
bir gün olacak her şey,
bir gün hiçbir şey tertemiz.
sözüm o olsun, seni karşılayacağım her şeye inat.

dünyayı anlamak savaşına son verdim.
bu yenilgi hakkımdı, bu yitip gitmek.
şimdi bir sessiz sinema oyununu bitirmeye çalışıyor ellerim
bir nefeslik boşlukta beni işaret ediyor ellerim
sevişen bir çift gözden çekinerek.
bir rüzgâra eğildi dallarım önceden
hangi dipnota düşülecek bu gerçek.
kim bilir şimdi hangi fırtınaları atlatacak yüreğim
kim inanacak bu legal yalana.
bir gün mızıkalardan yükselen bir cenaze marşıyla
dansa kaldıracağım bütün yitik sevdaları.

keşkeler denizinde, gelgitlerin
yok etmesine razı olmuş bir gemiyim.
gidecek yerim yok, gecenin koynundan başka.
sarhoş olmadan kalkmasını bilmeyen bir ayyaşım masadan.
avunmadan özlemi anlamayı öğretemedim kendime.
suyu bulandırmaya yeter her zaman, her sözüm bundan.
kendimden başka kötülüğüm yok kendime.
kendim olmaktan başka bir hareket,
yıpratmıyor kendimi.
az da olsa payım var mutlulukta.

şimdi yıldızlar kadar uzak
gözlerin,
berraklığından ödünler vermiş gözlerine
bir kuğu kondurdum
dönüp yüzüme bakmayacak bir daha.
her ihtimaline rağmen,
bozuk bir daktilo sesi çıkaran kalbime
şaşıyorum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yokuş

yeri geldiğinde, bilindik bir sese kulak kesilecek, yeri-göğü ağlayacağız. yarını yok bir bulut gibi bütün dertlerimizi dökeceğiz. yaslayıp kafamızı, dertsiz, tasasız mor leylakların dibine, türkülerimizle, kardeşçe yarınlara bir inançla... yarınlara bir selamla… birer karanfil düşecek avuçlarımıza böylece. sana, senin için, içten bir yemin daha; alacak gövdemizi güneş, alacak filinta bir güneş, yarınlara çıkaracak bizleri. nasırlı ellerine inandığımız bir işçi, yumuşacık, dokunacak hayallerimize ve kirine, pasına aldandığımız elleri, tutacak ellerimizden, tutacak, alacakaranlığında, masmavi sahillere çıkaracak bizleri. çığlıklarını bastıracak dünyanın, can havlini yaşatacak bizlere bir güdümlü iç çekişin. sana, senin için, içten bir yemindir işte bu; bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı hatırlatacak, yokuşlara sevdalı bir papatya. yeminli birer ağız gibi susacağız elbette, bilindik bir hayatın gerçeğiyle. özüne kavuşmak...

istasyonda yalnız bir yolcu

ı.  unutmayayım diye avucuma karalıyorum acı hatıraları. ve yıkılsın diye duvarlarım, sokakların heyecanını dolduruyorum ceplerime. çoğul yalnızlıklardan uzak olacağıma, ey kara geceler; siz tanıksınız. şimdi, yangınlarda pişmiş bir sunağa varışım, dünya yalnızlığımın, kişisel bir eylemi. ıı. çoğalıyor aynalarda yüzüm. aynalar ki; rastgele manzaralar getirir seyrime. ellerim durmadan bir şiiri yazıyor. bir şiiri görüyor gözüm, manzarası aynı şiiri. gece olsun, gündüz olsun, fark etmiyor. ben, istasyonda yanlış bir yolcu, bekleyeni yok, yalnız bir yolcu.

dünyanın orta yerinde

                          ı. bir borç gibi kalır omuzlarımda, sonrasına gitmelerin yükü, sancılı bir tebessümle. tutuşmuş bir kalbi, nasıl öper insan. öper gibi başka dudakları. ıı. hep akşam üzeri oluyor gözlerin. bütün aşkları hükmen mağlup kılıyor ilk terkin, bu hüznü. sınırını aşan her sevgi genele tabidir, bu yüzden, tutuşunca ya hep beraber tutuşmalı ya da susulmalı göz göze. ııı. bütün yanlış yollar bana çıkıyor sanırdım. doğrusunu bulamadığım her sözcük senin saydım. artık gece, sana eş. birazda buna kalksın her kadehimiz. gör beni diye,  çivileyemem acılarımı çarmıha. ıv. dünyanın orta yerinde biz. bir teselli bulalım şimdi, mucizelerden uzak. kimselere dokunmasın. bir nehre rengimizi verelim, kendimize kavgalar uyduralım. kendimize kırgınlıklar ve gerçekler yaşayıp unutuluşlar. v. benim artık güzel bir yalanım var. parçalanmış bir kalbin yalanı da doğrusu da birdir. uzadıkça vedalar, uzuyor yalanlar sonr...