Ana içeriğe atla

kendini martı sanan karga

 




ı.
sana anlatamazdım biliyordum,
anlardın, ağlardım
duymazdın.
yensem kendimi ilkin,
sana dönerdim yüzümü belki.
heveslerimi yıkıp
sana gelirdim yine.
sana kurduğum tek cümlem yok artık benim.
ne iyisin bana ne kötü,
affedecek, küsecek bir yanın yok.

yaşamak bulaştı elime yüzüme.
gökyüzü çoktan gece oldu.
aklım kim bilir hangi çıkmazda.
sevdiğin çiçeği bile hatırlamıyorum artık,
ben ki çiçekleri hep sularım.
ben karanlığıma alıştım.
başka bir karanlık aldatır beni,
hep böyleydi.
hep eksik.
sana bakamam,
seni göremem mümkündür.

ıı.
içimde yarım kalan bir fırtına,
yenilmiş bir şehirden halâ
öç alma telaşında.
yeteri kadar ölüm görmüş bir ağıt,
kilitlemeye yetiyor gözleri.
yeteri kadar yalnız kalmış bir kalp,
kirletmeye yetiyor her hevesi.

ııı.
tövbe ediyor yalnızlık,
artık yakmayacak canımı.
alıştıra alıştıra gündüze çıkaracak
gözlerimi, saçlarımı okşayıp.
tutup tutup bıraktığım kalbim,
iyileş diye sen,
sana bu veda buseleri.

ıv.
tekinsiz patikalarda bir gezginim ben,
pişmanım, yaşamaktan değil
her şeyden.
her sözcük birer vedaya dönüşür,
dudaklarımda.
bileklerimi kestiğimi kimse görmüyor.
bağırdığımı, halâ yaşadığımı.
sahi bir şair nasıl yaşar,
neden ölür.

v.
bak yine içime doldu tüm karanlık.
yoruldu bütün gecelerim,
yokuşların ta başında.
evlerine dönerken.
kalınca yalnız başına,
anlıyorsun,
toplamın bir etmediğini,
sendeki senin.
hanidir seninle şöyle yan yana gelemeyişimiz…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yokuş

yeri geldiğinde, bilindik bir sese kulak kesilecek, yeri-göğü ağlayacağız. yarını yok bir bulut gibi bütün dertlerimizi dökeceğiz. yaslayıp kafamızı, dertsiz, tasasız mor leylakların dibine, türkülerimizle, kardeşçe yarınlara bir inançla... yarınlara bir selamla… birer karanfil düşecek avuçlarımıza böylece. sana, senin için, içten bir yemin daha; alacak gövdemizi güneş, alacak filinta bir güneş, yarınlara çıkaracak bizleri. nasırlı ellerine inandığımız bir işçi, yumuşacık, dokunacak hayallerimize ve kirine, pasına aldandığımız elleri, tutacak ellerimizden, tutacak, alacakaranlığında, masmavi sahillere çıkaracak bizleri. çığlıklarını bastıracak dünyanın, can havlini yaşatacak bizlere bir güdümlü iç çekişin. sana, senin için, içten bir yemindir işte bu; bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı hatırlatacak, yokuşlara sevdalı bir papatya. yeminli birer ağız gibi susacağız elbette, bilindik bir hayatın gerçeğiyle. özüne kavuşmak...

istasyonda yalnız bir yolcu

ı.  unutmayayım diye avucuma karalıyorum acı hatıraları. ve yıkılsın diye duvarlarım, sokakların heyecanını dolduruyorum ceplerime. çoğul yalnızlıklardan uzak olacağıma, ey kara geceler; siz tanıksınız. şimdi, yangınlarda pişmiş bir sunağa varışım, dünya yalnızlığımın, kişisel bir eylemi. ıı. çoğalıyor aynalarda yüzüm. aynalar ki; rastgele manzaralar getirir seyrime. ellerim durmadan bir şiiri yazıyor. bir şiiri görüyor gözüm, manzarası aynı şiiri. gece olsun, gündüz olsun, fark etmiyor. ben, istasyonda yanlış bir yolcu, bekleyeni yok, yalnız bir yolcu.

dünyanın orta yerinde

                          ı. bir borç gibi kalır omuzlarımda, sonrasına gitmelerin yükü, sancılı bir tebessümle. tutuşmuş bir kalbi, nasıl öper insan. öper gibi başka dudakları. ıı. hep akşam üzeri oluyor gözlerin. bütün aşkları hükmen mağlup kılıyor ilk terkin, bu hüznü. sınırını aşan her sevgi genele tabidir, bu yüzden, tutuşunca ya hep beraber tutuşmalı ya da susulmalı göz göze. ııı. bütün yanlış yollar bana çıkıyor sanırdım. doğrusunu bulamadığım her sözcük senin saydım. artık gece, sana eş. birazda buna kalksın her kadehimiz. gör beni diye,  çivileyemem acılarımı çarmıha. ıv. dünyanın orta yerinde biz. bir teselli bulalım şimdi, mucizelerden uzak. kimselere dokunmasın. bir nehre rengimizi verelim, kendimize kavgalar uyduralım. kendimize kırgınlıklar ve gerçekler yaşayıp unutuluşlar. v. benim artık güzel bir yalanım var. parçalanmış bir kalbin yalanı da doğrusu da birdir. uzadıkça vedalar, uzuyor yalanlar sonr...