Ana içeriğe atla

shy


seni bir yıldız gibi gökten söken bendim.

şuramda sustukça kaybolan
ilk öpüşlerim.
işlemesi soluğa çalan ses, gitgide Hüsna,
sonu gelmez hülyam,
hatırlar mısın? bilmiyorum ama
bir önemi vardı her hatanın.

uzak bir yaz gibi çok uzak bir ömre.
utancım.
yakarış çiçeği gibi kayıpsız atlatıyorum, bu kışı da.

evvela hayalleri, sesi, lekeleri veya kilitleri unutmalı,
anahtarları.
sonra İstanbul’u. sonra bu yangını.
unutmalı mı?
biliyor musun?
bugün tertemiz bir ölüm biçti İstanbul bana.

ödünç bir güzellikle acıyı
devşirilmiş bir acıyla hayatı
taklit ediyorum. korkuyorum biraz.

turnasız bir gök, yanlış bir yangın,
çaresiz bir posta kutusu,
benim bir heyecanla uyandığım bayram sabahları
göğsümde taşıdığım illegal bir rozet gibi
uhrevi bir bozukluğa sahip olma nedenim, uzaklaş benden.

akıp gidiyor güzelliğin,
farkında mısın?
yetirdikçe önemini, koyu bir amonyak çiçeği gibi
hayli güç bir uğraşa dönüşüyor seni tanır gibi yapmam.

kötü bir taklitten ibaretim.
çocukluk çağından eski bir mızıka sesi gibi
duvarlara çarpa çarpa yok oluyor varlığım.
o temiz sabahları hatırlamak gibi boşuna akıtılmış hicran.
boşuna.

seni bir yıldız gibi kaybeden bendim.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yokuş

yeri geldiğinde, bilindik bir sese kulak kesilecek, yeri-göğü ağlayacağız. yarını yok bir bulut gibi bütün dertlerimizi dökeceğiz. yaslayıp kafamızı, dertsiz, tasasız mor leylakların dibine, türkülerimizle, kardeşçe yarınlara bir inançla... yarınlara bir selamla… birer karanfil düşecek avuçlarımıza böylece. sana, senin için, içten bir yemin daha; alacak gövdemizi güneş, alacak filinta bir güneş, yarınlara çıkaracak bizleri. nasırlı ellerine inandığımız bir işçi, yumuşacık, dokunacak hayallerimize ve kirine, pasına aldandığımız elleri, tutacak ellerimizden, tutacak, alacakaranlığında, masmavi sahillere çıkaracak bizleri. çığlıklarını bastıracak dünyanın, can havlini yaşatacak bizlere bir güdümlü iç çekişin. sana, senin için, içten bir yemindir işte bu; bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı hatırlatacak, yokuşlara sevdalı bir papatya. yeminli birer ağız gibi susacağız elbette, bilindik bir hayatın gerçeğiyle. özüne kavuşmak...

istasyonda yalnız bir yolcu

ı.  unutmayayım diye avucuma karalıyorum acı hatıraları. ve yıkılsın diye duvarlarım, sokakların heyecanını dolduruyorum ceplerime. çoğul yalnızlıklardan uzak olacağıma, ey kara geceler; siz tanıksınız. şimdi, yangınlarda pişmiş bir sunağa varışım, dünya yalnızlığımın, kişisel bir eylemi. ıı. çoğalıyor aynalarda yüzüm. aynalar ki; rastgele manzaralar getirir seyrime. ellerim durmadan bir şiiri yazıyor. bir şiiri görüyor gözüm, manzarası aynı şiiri. gece olsun, gündüz olsun, fark etmiyor. ben, istasyonda yanlış bir yolcu, bekleyeni yok, yalnız bir yolcu.

dünyanın orta yerinde

                          ı. bir borç gibi kalır omuzlarımda, sonrasına gitmelerin yükü, sancılı bir tebessümle. tutuşmuş bir kalbi, nasıl öper insan. öper gibi başka dudakları. ıı. hep akşam üzeri oluyor gözlerin. bütün aşkları hükmen mağlup kılıyor ilk terkin, bu hüznü. sınırını aşan her sevgi genele tabidir, bu yüzden, tutuşunca ya hep beraber tutuşmalı ya da susulmalı göz göze. ııı. bütün yanlış yollar bana çıkıyor sanırdım. doğrusunu bulamadığım her sözcük senin saydım. artık gece, sana eş. birazda buna kalksın her kadehimiz. gör beni diye,  çivileyemem acılarımı çarmıha. ıv. dünyanın orta yerinde biz. bir teselli bulalım şimdi, mucizelerden uzak. kimselere dokunmasın. bir nehre rengimizi verelim, kendimize kavgalar uyduralım. kendimize kırgınlıklar ve gerçekler yaşayıp unutuluşlar. v. benim artık güzel bir yalanım var. parçalanmış bir kalbin yalanı da doğrusu da birdir. uzadıkça vedalar, uzuyor yalanlar sonr...