Ana içeriğe atla

belki

 


hiçbirinize dokunmadan
kaldırımların kanına aldırmadan
yürüdüm usulca kalabalıklardan,
mızmız bir çocuk ağzıyla.
yüreğimde yalnızlığın tadı
hiçbir yere varmıyor
hiçbir yere gitmiyorum artık


ı.
koynumdaki güzelliklere,
avuçlarımda sönmekte olan kora,
kırık dökük her şeye
afili bir mezar kazıyorum
gözlerinde.
unutalım bu geçmişi hemen.
sevdaları ıskalayalım.
bir göç uyduralım sonsuza ve sonsuzluğa.


ıı.
şehrin ışıltılarından uzakta
şehrin ölü gözleri;
göz kırpar dururlar uzaklardan.
çağırırlar bilinmedik bir sesle bizleri
kırık camlarından bakmaya harabelerin.
hadi takip edip ulaşalım kırık kalbine gecenenin
biz ki
sevgi dilenmedik mi herkes için
beşiğinde sallanan bu gecelerden.
biz aşk dilendik
avuçlarımız terlerdi,
ıslak dudaklar yalandan taraf olurdu.


ııı.
seni yendim diyelim.
seni alt ettim.
yenildim yine sana.
dünyanın sonuna bir yolculuk borçlusun artık bana.


ıv.
antik bir totem bozulur
kurallar icat olunur belki
benim sana gelmeme engel konur
yaprakları savrulur böylelikle gönlünün
yeni bir aşkın fitili ateşlenir belki
biri yaşamaktan vazgeçer
karşılaşırız eskilerden biriyle caddede
caddenin ışıkları kırmızıya döner belki bir anda
kent sakinleri bu sefer
anlayamazlar belki bir kerede beni
ihtimaller çentiği derinleşir
belki bir melodi unutuluşa terk edilir
narin bir yürek çarpmaya yeltenir belki.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yokuş

yeri geldiğinde, bilindik bir sese kulak kesilecek, yeri-göğü ağlayacağız. yarını yok bir bulut gibi bütün dertlerimizi dökeceğiz. yaslayıp kafamızı, dertsiz, tasasız mor leylakların dibine, türkülerimizle, kardeşçe yarınlara bir inançla... yarınlara bir selamla… birer karanfil düşecek avuçlarımıza böylece. sana, senin için, içten bir yemin daha; alacak gövdemizi güneş, alacak filinta bir güneş, yarınlara çıkaracak bizleri. nasırlı ellerine inandığımız bir işçi, yumuşacık, dokunacak hayallerimize ve kirine, pasına aldandığımız elleri, tutacak ellerimizden, tutacak, alacakaranlığında, masmavi sahillere çıkaracak bizleri. çığlıklarını bastıracak dünyanın, can havlini yaşatacak bizlere bir güdümlü iç çekişin. sana, senin için, içten bir yemindir işte bu; bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı hatırlatacak, yokuşlara sevdalı bir papatya. yeminli birer ağız gibi susacağız elbette, bilindik bir hayatın gerçeğiyle. özüne kavuşmak...

istasyonda yalnız bir yolcu

ı.  unutmayayım diye avucuma karalıyorum acı hatıraları. ve yıkılsın diye duvarlarım, sokakların heyecanını dolduruyorum ceplerime. çoğul yalnızlıklardan uzak olacağıma, ey kara geceler; siz tanıksınız. şimdi, yangınlarda pişmiş bir sunağa varışım, dünya yalnızlığımın, kişisel bir eylemi. ıı. çoğalıyor aynalarda yüzüm. aynalar ki; rastgele manzaralar getirir seyrime. ellerim durmadan bir şiiri yazıyor. bir şiiri görüyor gözüm, manzarası aynı şiiri. gece olsun, gündüz olsun, fark etmiyor. ben, istasyonda yanlış bir yolcu, bekleyeni yok, yalnız bir yolcu.

dünyanın orta yerinde

                          ı. bir borç gibi kalır omuzlarımda, sonrasına gitmelerin yükü, sancılı bir tebessümle. tutuşmuş bir kalbi, nasıl öper insan. öper gibi başka dudakları. ıı. hep akşam üzeri oluyor gözlerin. bütün aşkları hükmen mağlup kılıyor ilk terkin, bu hüznü. sınırını aşan her sevgi genele tabidir, bu yüzden, tutuşunca ya hep beraber tutuşmalı ya da susulmalı göz göze. ııı. bütün yanlış yollar bana çıkıyor sanırdım. doğrusunu bulamadığım her sözcük senin saydım. artık gece, sana eş. birazda buna kalksın her kadehimiz. gör beni diye,  çivileyemem acılarımı çarmıha. ıv. dünyanın orta yerinde biz. bir teselli bulalım şimdi, mucizelerden uzak. kimselere dokunmasın. bir nehre rengimizi verelim, kendimize kavgalar uyduralım. kendimize kırgınlıklar ve gerçekler yaşayıp unutuluşlar. v. benim artık güzel bir yalanım var. parçalanmış bir kalbin yalanı da doğrusu da birdir. uzadıkça vedalar, uzuyor yalanlar sonr...